Cumhur(halk)iyet Rejimi(düzeni)

Bizler asırlardır (M.Ö. 6000) hür yaşamış milletin devamı olarak bize en yakışan rejim biçimi Cumhuriyettir.

Cumhuriyet: Ulusun, egemenliğini kendi elinde tuttuğu ve bunu belirli süreler için seçtiği milletvekilleri aracılığıyla kullandığı devlet biçimi.

Türkiye Cumhuriyeti demokrasi ile yönetilen bir devlet şekli olarak tanımlamıştır. Bu nedenle, cumhuriyet ve cumhuriyetçilik ilkesi demokrasi ile eş anlamlıdır. Demokrasinin var olmadığı bir ülkede devletin şeklinin cumhuriyet olarak tanımlanması fazla anlam ifade etmeyecektir.

Demokrasi, cumhuriyet rejimini taçlandıran esas unsurdur.
Bizler için cumhuriyetin diğer önemli bir anlamı daha vardır. Türkiye Cumhuriyeti “vicdani erdeme” dayanan bir yönetim şekli olarak tanımlamıştır. Buna göre cumhuriyet erdemdir. Cumhuriyet yönetimi, erdemli ve namuslu insanlar yetiştirir. Biz Türklerin,  cumhuriyeti erdem olarak ifade etmemiz çok önemlidir. Burada kastettiğimiz, cumhuriyet rejiminin yetiştirdiği kişilerin erdem sahibi olmasıdır. Erdemli olmak, olaylar karşısında “vicdan muhakemesi” yapabilen, “güçlü karaktere” sahip bireyler olmaktır. İnsanların bu nedenle en büyük sorumluluğu kendi vicdanlarına karşıdır. Vicdan sahibi insan iyiyi ve kötüyü birbirinden ayrıştırırken sadece vicdanının sesini dinler. Bu sorumluluk kişinin kendi içinde, kendisine karşı duyduğu bir vicdan muhasebesidir.
İnsanlığın yaratılışından beri, kişilerin ve toplumun vicdan sahibi olup olmaması problem oluşturmuştur. Konfüçyüs,  insanların iki şekilde yönetilebileceğini ileri sürmüştür.

Birincisi sadece suç ve ceza ile yönetmektir.

İkincisi ise erdemle yönetmektir.

Konfüçyüs; sadece ceza ve korkuyla yönetilen insanlarda “şeref” ve “utanma” duygusunun oluşmadığını, erdemle yönetilenlerde ise hem “şeref” hem de “utanma” duygusunun var olduğunu ve bu insanların “doğru” yu ve “iyi” yi yapmaya çalıştıklarını söylemiştir.

Elbette, erdem sahibi kişilerin yetiştirilmesi sorumluluğu ilk önce aileye, daha sonra da okullara ve çevreye düşmektedir.
Bugün hepimizin kendimize sormamız gereken suallerden birisi şudur:
Hadiseler karşısındaki tavrımızı, “vicdani” bir muhakemeye dayanarak mı, yoksa vicdanlarımızı kör kılarak, şahsi çıkarlarımıza, korkularımıza dayanarak mı alıyoruz? “Şeref” ve “ar” duygusuna ne kadar sahibiz? Bu arada bir de “amme vicdanı” kavramının olduğunu da unutmamalıyız. Kamu, toplum vicdanı; her zaman doğruyu gösterir. Bunu herkesten önce siyasi iktidarlar kabul etmelidir.

Demokrasi olgusu
Demokrasi üzerindeki ilk yazılı mütalaya, Herodot Tarihi’nin üçüncü cildinde rastlanır. M.Ö. 5. yüzyılda kaleme alınmış olan bu yapıtta demokrasi şöyle tanımlanmıştır: “Halkın yönetimi, yasalar önünde eşitlik, bütün sorunların tartışmaya sunulması ve yöneticilerin makamlarından hareketle sorumlu tutulmaları.”
Demokrasi günümüzde, siyasal olarak farklı görüşlere sahip olanların haklarına saygı gösterildiği ve onlara bir gün çoğunluğa dönüşebilme yollarının açık tutulduğu, “özgürlükçü” bir “çoğunluk” yönetimi biçiminde tanımlanmaktadır. Demokrasi elbette “çoğunluk” yönetimidir. Ancak, gerçek demokrasinin olduğu yerlerde “farklı görüşlerinde” dikkate alınarak, “çoğulculuğa” önem verilmeye çalışıldığı da ortadadır.
Winston Churchill’in laubali bir tavırla dediği gibi; “Demokrasi, bütün yönetim biçimlerinin en kötüsüdür, bütün diğer yönetim biçimleri hariç.” Bu kinayede vurgulanmak   istenilen demokrasinin mevcut diğer yönetim biçimleri arasında, bütün mahsurlarına rağmen en iyisi olduğudur. Demokrasilerin, “halkın egemenliğini” ne kadar sağladığı tartışılabilir. Demokrasilerin amacının farklılıkları yok etmek değil, uzlaştırmak olduğu ifade edilebilir. Seçimsiz bir demokrasinin düşünülemeyeceği, ancak demokrasinin de sadece seçim olmadığı söylenebilir.

Demokrasilerin bir erk ve uzlaşma rejimi olduğu, çoğunluğun hâkimiyeti olmadığı ifade edilebilir.
Bütün bu fikirler ve buna benzer düşünceler elbette haklı hususları içermektedir. Bu konularda zaman zaman istenilen noktalara ulaşılamadığı da bir gerçektir. Ancak,  bu durum bizim de demokrasiye karşı tavır almamıza bir gerekçe oluşturmaz. Ancak demokrasinin vazgeçilmez evrensel niteliklerinin üç temel öğesi olduğunu söyleyebiliriz. Bunlar: İstiklal, hür yargı ve şeffaf seçimlerdir. Demokrasi, özgürlüklere saygılı bir “çoğunluk” sistemidir. Bağımsız yargı, demokrasinin olmazsa olmaz koşullarının başında gelmektedir.

Halkın, halk için halk tarafından seçilmesi tam bir demokrasi uygulamasıdır. Diğer bireylerin özgürlüğü sizin özgürlüğünüzün sınırında biter.

Gününüz özgür, yaşamınız demokrat olsun. Saygılarımla. ( “Çarpık Bürokrasi Çamur Siyaset” Kitabından)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir