Vicdan Muhasebesi

Ben…

Ne kadar tehlikeli bir söz. Şeytan’ı Aleyhi Lanetulah’ı mahf-u perişan edip zelil bir şekilde Cehennem’in yedi kat dibine sokan bu söz;  kibir ,  haset ve enaniyet kokan bir

sefih kelime. Allah kulunun alçak gönüllü , mütevazi ve vasat olmasını ister. Mütekebbir olan Ben’im der. Dünya yüzünde ayaklarınızı sürüyerek , vurarak yürümeyin , siz  ne

yüce dağları aşabilir ne de ulu olabilirsiniz anlamına gelen pek çok ( bu manada ) Ayet sıralanmıştır. İkaz ve ihtarlar hep insanoğlunun kemalata ermesi için verilmiştir.

Asıl bahsimize geçecek olursak, insanın vicdanı kendisinin avukatı değil savcısı olmalıdır. Şahsımızla ve çevremizle alakalı kararlar verirken hep cömert , adil ve hakkaniyetli tutum içerisinde olmamız gereklidir. Bu çizgi bizi her daim doğruya ve huzura ulaştırır. Bahsi daha fazla uzatmadan mükemmel bir misalle berraklık kazandırmayı umuyorum.

Hz.Ömer’in  (ra) halifeliği zamanında Şam valisi olan, Peygamber(as)in sahabelerinden  Sad b. Ebi Vakkas(ra) Şam’daki bir camiyi genişletmek ister. Bu sebeple caminin etrafındaki arsaları kamulaştırır. Herkese arsasının bedelini verir. Ancak bir Yahudi, arsasının değerinden fazla verilmesine rağmen kamulaştırılmasına razı değildir. Arsasını kaybeden Yahudi, bir Müslüman komşusuna dert yanar. “Bana zulmedildi.”  Der. Müslüman vatandaş da kendisine; “Medine’ye git. Orada Halife Ömer vardır. Ömer (ra) son derece adildir. Elbette seni dinler.” Der.

Şam’lı Yahudi Medine’nin yolunu tutar. Yorucu bir yolculuktan sonra Medine’ye ulaşır. Halife’yi sorar ve bulur. Hz. Ömer’e derdini anlatır. Ömer(ra) adamı dinledikten sonra bir deri üzerine şu cümleyi yazar: “Bilesin ki, ben Nuşirevan’dan daha az adil değilim.” Bunu valiye ver. Der.

Yahudi bu yazıyı alıp ayrılır. Yolda giderken de kendi kendine konuşur. “Şam’daki idarecilerin giyim kuşamı ile oturdukları yerlerdeki depdebe nerede, Medine’deki halifede bulunan tevazu nerede. Şu mütevazi halifeyi ciddiye alırlar mı acaba?.”  Sonra Şam’a varır. Aslında valiye de gitmek istemez. Ama o kadar yolu gittim geldim, bari halifenin yazdığı şu yazıyı valiye vereyim der. Valinin huzuruna varıp, yazıyı uzatır. Vali Sad b. Ebi Vakkas yazıyı okur okumaz sapsarı kesilir. Uzun müddet başını yerden kaldıramaz. Sonra Yahudi adama bakar ve: “Arsanız size geri verilmiştir.” Der. Yahudi vatandaş hayret içindedir. “Lütfen bana bu cümlenin sizi neden bu kadar dehşete düşürdüğünü anlatır mısın?.” Der.  Anlatayım der,  Vali Sad ve başlar ve şunları anlatır.

İslam’dan önce ben ve arkadaşım  Halife Ömer (ra) İran’a satmak için 200 deve götürdük. Orada bir çete bizim develerimizi gasp  etti. Paramızı vermediler. Bir şey yapamadık. Üzgün bir şekilde bir hana gidip konakladık. Orada hancıya derdimizi anlattık. Hancı bize: “ derdinizi kral Nuşirevan’a  anlatın, O adil bir adamdır.”  Dedi.  Bizde gittik,  anlattık. Kral derdimizi dinledi ve bize birer kese altın verip gönderdi. Ama biz sonuçtan memnun değildik. Hana döndük. Hancı da duruma üzüldü ve “bu işte bir hata var” dedi. Gelin tekrar krala gidelim, ben size tercümanlık yapayım dedi. Tekrar kralın huzuruna çıktık.  Kral bizi dinledi, birer kese altın daha verdi ve: “Akşama kadar develeriniz size teslim edilecek.  Yarın develerinizi alıp, burayı terk edin. Ama burayı terk ederken biriniz doğu kapısından, diğeriniz batı kapısından çıkın.” Dedi. Kralın huzurundan ayrıldık.  Hancıya şaşkınlıkla neler oluyor?. diye sorduk. Hancı; Sizin develerinize kralın oğlu ve veziri el koymuş. Tercüman da onların adamı imiş ve sizin için yanlış tercüme yapmış, yalan söylemiş. Bunlar çete kurmuşlar. Garibanların mallarına el koyuyorlarmış. Ben doğruyu tercüme ettikten sonra gerçek anlaşıldı. Dedi.

Sonraki sabah ben doğu kapısından çıkarken iki kişinin darağacında sallandığını gördüm. İdam edilenlerin başına toplanan halka sordum. Kim bunlar, neden asılmışlar?. Biri Nuşirevanın oğlu diğeri ise veziri, buraya gelen iki tüccarın 200 devesini çalmışlar. Bundan dolayı asılmışlar. Hz. Ömer’in çıktığı kapıda ise yanlış tercüme yapan, kralın oğlunu ve veziri koruyan yalancı adam darağacında sallanıyordu.

Bu yazı bana yıllar önce halife Ömer’le yaşadığımız bu olayı hatırlattı.  Halife Ömer’in senin eline verdiği ve bana gönderdiği yazıda: “BİLESİN Kİ, BEN NUŞİREVAN’DAN DAHA AZ ADİL DEĞİLİM” yazıyordu. Yani halkına zulmetme, yoksa seni darağacına çekerim. Diyordu. Nuşirevan nasıl oğlunun gözyaşına bakmadıysa, ben de senin gözyaşına bakmam. Diyordu. Bundan dolayı benim benizim sarardı.   Bu olaydan sonra Yahudi hem Müslüman oldu, hem de arsasını hibe etti.

Şimdi bu hadiseden yola çıkarak kendimizi vicdan terazisine koyalım, acaba bu adaletin ve vicdanın neresindeyiz. Herkes kendisini en iyi bilendir dostlar. Temennim odur ki bu derece olamasakta

en azından mevzubahis insanlar ve insanlık olunca hakkaniyetli olalım. Saygılarımla.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir