Primo Türk Çocuğu (Ömer Seyfettin /Külliyatı)

Vatan; ne Türkiye’ dir Türklere, ne Türkistan, Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan . . . [Ziya Gökalp]70x105 Osmanlı Bayrağı

Avrupalıların evvelden ehemmiyet vermediği, hatta bazı pek tabii bulduğu hareketleri ansızın aklıma geliyordu. İlk defa Fransa’yı hatırladım. Daima fazilete, insaniyete hizmet ettiğini haykıran bu millet yüz senedir Afrika’yı kana boyuyor, sahra­nın silahsız, saf, masum, munis, haluk ve asil evlatlarını mit­ralyözlerle öldürüyor, asude şehirleri, sakin yuvaları seri ateş­li topları yıkıyor, hiçbir kabahati olmayan koca bir milleti esir yapıyor; vatanlarını, mallarını çalıyor; ırzlarını, hayatlarını, ruhlarını zapt ediyordu. Cezayir, Tunus, Sahra-yı Kebir, Sene­gambi, Madagaskar ve ilh … Son fethettikleri yerle, zavallı Fas’la Avrupa’daki kendi vatanlarının yirmi mislinden ziyade bir ara­ziye sahip olmuş bulunuyorlardı. Bu gaddar Avrupa’nın sathı ancak on milyon kilometre murabbaıydı. Halbuki Afrika’daki Fransız müstemlekesi on milyon üç yüz bin kilometre!… İn­saniyete Fransızlardan daha ziyade hizmet [6] etmek fikrin­de bulunan İngilizlerin yalnız Afrika’daki müstemlekesi on milyon kilometre murabbaından biraz eksikti. Bir vakitler ….umumi sulhtan en çok bahsedildiği zaman, Meşrutiyet’e, hat­ta Cumhuriyet’e malik en muntazam idareli, küçük, fakat ga­yet namuslu hükümetceğizin üzerine aç ve kudurmuş bir hay­van gibi atılmış, onu çatır çatır paralayarak yutmuştu. Zaval­lı Transval ‘in yalnız bir günahı vardı: Zenginliği, altın maden­lerinin bol bulunması! .. Almanya, İspanya, hatta Portekiz ve Belçika’nın da cesim müstemlekeleri vardı. İşte Afrika taksim olunmuştu. Bu, o kadar aşikardı ki … Koca kıtada ancak Habeş ve Liberya gibi bir iki yerli ve müstakil hükümetceğiz kalmıştı. İtalya’ya da müstemlekesi dar gelmişti. … Şimdi beklenilmeyen, ümit ve tahayyül olunmayan bir dakikada Trablus’a saldırıyor, elli senedir süren “Afrika’yı Latinleştirmek” faciasının son per­desini açıyor… yahut kapıyordu! Bu nasıl insaniyet idi? Bu in­saniyetin vahşilikten, barbarlıktan, yamyamlıktan ne farkı var­ dı! .. Silahsız Afrika’yı tamamıyla zapt eden bu yırtıcı, insaf­sız, müthiş Avrupalılar Asya’yı da paylaşıyorlar, bu tecavüzle­rine soğukkanla, “Şark meselesi!” diyorlardı. Milyonlarca ada­mı insan yerine saymıyorlar, onlara hayvanlardan daha aşağı muamele ediyorlardı. Osmanlı İmparatorluğu Bayrağı - Osmanlı Devleti Bayrağı - OrjinalKendi memleketlerinde yalancıktan gü­lünç insaniyetler gösteren, şefkat pazarları, şefkat müesseseleri tesis hatta hayvanları himaye cemiyetleri teşkil eden bu dolan­dırıcı, alçak Avrupalılar; zavallı Çin ahalisinin sıhhat ve afiye­tini, neslinin istikbalini muhafaza için afyonu menedince, bir­den kuduruyorlar, bütün alacalarını meydana çıkarıyor, “Ti­caretimize ziyan gelir!!!” diye bu talihsiz hükümeti sıkıştırı­yor, korkutuyorlar, tekrar afyonu müsaade ettiriyorlardı. .. Tica­retlerini üç yüz milyon insanın sıhhat ve afiyetinden, istikba­linden daha kıymetli görüyorlar, üç yüz milyon Çinliye mem­leketlerindeki köpekler kadar ehemmiyet vermiyorlardı. İngil­tere Hindistan’ın kanını emiyor, bütün hazinelerini Avrupa’ya taşıyor, iki yüz doksan beş milyon insanı hizmetçi hayvanlar, yani at ve eşek gibi her haktan mahrum, kendi hesabına çalış­tırıyor. Rusya Türk yurdunu akla gelmez gaddarlıklarla çiğni­yor İngiltere ile üç bin senedir yaşayan kadim bir milleti, vi­ran olan İran’ı haritadan silmek, yeryüzünden kaldırmak için ittifak ediyorlardı. … Belediye Osmanlı bayrağını yasakladı - Son Dakika Güncel HaberlerTürkiye’nin taksimi de muhakkaktı! Çün­kü Asya yağmasına onu engel görüyorlardı. Evvela onu zayıf bırakmak, mahvetmek lazımdı. .. Hemen bir asır evvel Avru­palılar aleyhimize kalkmışlar, Navarin’de donanmamızı yaka­rak Yunanistan’ı icat etmişlerdi. Romanya, Sırbistan, Karadağ, Bulgaristan, Şarki Rumeli Cezayir, Tunus, Kıbrıs, Mısır, Su­dan yağmaları birbirlerini takip etmiş, nihayet son idam ka­rarımız Reval Mülaka[?]tı’nda verilmişti. Meşrutiyet ilan edi­lince sözde bu karar tehir edildi. Halbuki bu tehir tamamıy­la yalandı. … Bizi dünya yüzünden kaldırmak için çizilen plan duruyordu; Bosna-Hersek zorla alındı. Meseleler yine bakiydi: Makedonya meselesi, Arnavutluk meselesi, Girit meselesi, Bo­ğazlar meselesi, Şarkı Anadolu meselesi, Mezopotamya mese­lesi, Irak meselesi, Suriye’nin istiklali meselesi, Arabistan me­selesi ve ilh …. Bu meseleleri Avrupalılar birer birer halledecek­lerdi. Yalnız hepsinin münasip vakitlerini bekliyorlardı. … Bun­ları süratle düşünmek beynini donduruyor, onu asılmak için ipe doğru yürüyen, celladın satırı altında başını uzatan masu­mun duyduğu o mütevekkil, ümitsiz, fakat necip korku ile tit­retiyordu. Vücudunda hiç kuvvet kalmadığını hissediyor, se­bepsiz gözyaşlarıyla ağlamak, denize, bu erimiş adem gecesi­ne atılmak, mahvolmak istiyordu. İşte Trablus meselesinin hal­li zamanı gelmişti. O da herkes gibi bunun farkında olmamış, uyurken hançerlenen bir adamın uyanarak, lakin ne olduğunu anlamayarak ölmesi gibi, his ve muhakemesini birden kaybet­mişti. Başı fena halde ağrıyor, şakaklarından kanlarının uğul­dayarak geçtiğini işitiyor, karşısındaki kuzgun ve nihayetsiz karanlığa bakıyordu. Karaburun’un projektörü tekrar doğdu. Bu, uzun ve münevver bir hattı. Seri bir daire çizdi. Olimp’e di­kildi. Şimdi gözleri bu ufki nura dalıyor, bu nurun içinde mavi deniziyle, açık semasıyla, sevimli kalesiyle, beyaz minareleriy­le, latif ve sade evleriyle, yüksek hükümet sarayıyla, Münşiye Mahallesi’nin sağındaki yeşil hurma ormanıyla Trablus’un ha­yalini görüyordum. Selanik.  2 Temmuz 1914

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir